İmar Kanunu Bağlamında İmar Uygulamalarında Kapanan Kadastral Yollar

 239

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

TAPU KANUNU BAĞLAMINDA İMAR UYGULAMALARINDA

KAPANAN KADASTRAL YOLLAR

Selman ÖZDEMİR*

ÖZ

İmar plânları ile öngörülen arz kullanım fonksiyonlarına istinaden çoğu

zaman imar plânı sınırı dâhilinde bir kısım kadastral yolların kapanması

durumu ile karşılaşılmaktadır. Belediyelerin kapanan kadastral yolları ne

şekilde değerlendirilecekleri, konuya ilişkin iki mahkeme kararı sonrasında

karmaşık bir duruma dönüşmüştür ve mahkeme kararları sonrasında kapanan

kadastral yolların arazi ve arsa düzenlemesi neticesinde belediyeler adına

tapuya tescilinde artış olmuştur. Bu yazıda, konuya ilişkin Mahkeme kararları

ile Tapu Kanunu’nun ilgili maddelerinin imar uygulamasında uygulanıp

uygulanmayacağı, imar plânı ile kapanan kadastral yolların belediyeler adına

tapuya tescil edilip edilmeyeceği hususu incelenmeye çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: İmar Uygulaması, Arazi ve Arsa Düzenlemesi,

Kadastral Yol, Tapu Kanunu.

THE CLOSURED CADASTRAL WAYS VİA ZONİNG APPLİCATİON IN THE

CONTEXT OF THE TİTTLE DEED CODE

ABSTRACT

Most of the time some cadastral ways to closure when the zoning plan

entry into force. How utilized the closured cadastral ways by the municipalities

after the two verdicts. And when the municipalities parcellation the land,

observe the closured cadastral ways title deed registration to municipality

private property. In this article, zoning is applied in any matter to be studied on

the issue of Title Deed Code with related the two verdicts. At the second part

of the study which is planing publish soon, how utilized the closured cadastral

ways via zoning plan entry into force at the parcellation will be scrutinized.

* Dr., Sakarya 1’inci İdare Mahkemesi Hâkimi, selman.ozdemir@hotmail.com

240

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

Keywords: Zoning Application, Parceling, Cadastral Way, Deed Law.

GİRİŞ

3194 sayılı İmar Kanunu, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların

plân, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla

gerek merkezî idareye gerekse mahallî idarelere arsalara/arazilere ve

yapılara müdahaleye ilişkin bir kısım yetkiler vermiştir. 3194 sayılı Kanun’un

mahallî idarelere verdiği konuya ilişkin yetkilerden birisi, günlük dilde

“İmar uygulaması” adı verilen; kimi zaman ise günlük dilde “Parselasyon”,

“Şuyulandırma”, “18 uygulaması” olarak kullanılan “Arazi ve arsa düzenleme”

yetkisidir.

Bu yetkinin kullanımı belediye ve mücavir alan sınırları dâhilinde

belediyelere, belediye ve mücavir alan sınırları haricinde ise il özel idarelerine

aittir. Uygulamada, il özel idareleri tarafından imar plânı uygulamalarına

dair işlemler (yapı tatil zaptı tanzimi, yıkım kararları ve para cezalarına dair

kararlar ile ruhsat işlemleri bir yana bırakılırsa) daha çok mevzî imar plânları

çerçevesinde dar kapsamlı ele alınmakta; söz konusu yetkinin esas kullanıcısı

konumunda belediyeler bulunmaktadır.

Arazi ve arsa düzenleme yetkisinin sıklıkla belediyeler tarafından

kullanılması nedeniyle, çalışmada konunun mahallî idarelerden sadece

belediyeler çerçevesinde ele alınması uygun görülmüştür. Ancak, belediyeler

bakımından yapılan değerlendirmelerin il özel idareleri yönünden de geçerli

olacağı tabiîdir.

Öte yandan, bu yazıda Tapu Kanunu hükümlerinin imar plânları ile

kapanan kadastral yolların tescilinde uygulanıp uygulanmayacağı sorunu

açıklığa kavuşturulmaya çalışılacak; imar plânları ile kapanan kadastral yolların

arazi ve arsa düzenlemelerinde ne şekilde değerlendirileceği, bir sonraki

yazıda incelenecektir.

İmar plânları ile öngörülen arz kullanım fonksiyonlarına istinaden çoğu

zaman bir kısım “kadastral” yolların kapanması durumu ile karşılaşılmaktadır.

Örneğin iki yerleşim yeri arasında ulaşımı sağlayan güzergâhın kadastro

tespitleri esnasında yol olarak tespit edildiğini varsayalım. Bilahare bu

241

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

yerleşim yerlerinin belediye mücavir alan sınırlarına dâhil olduğunu, kadastral

yolun kâin olduğu bölgenin arz kullanım fonksiyonunun ise bir kısmının imar

plânı ile konut alanı olarak, bir kısmının eğitim tesis alanı olarak bir kısmının

yeşil alan olarak belirlendiğini, bir kısmının ise taşıt yoluna tekâbül ettiğini ve

taşıt yolunun ise kısmen kadastral yolla çakıştığını/örtüştüğünü varsayalım.

İşte bu noktada, taşıt yolunun kadastral yola tekâbül eden kısmı haricindeki

kadastral yollar hakkında ne tür işlemler icra edilmesi gerektiği sorunu ile

karşılaşılmaktadır.

Uygulamada belediyeler genellikle üç şekilde hareket etmektedir.

1. Ya kapanan kadastral yolları arazi ve arsa düzenlemesi neticesinde

belediye adına doğrudan tapuya tescil ettirmektedirler.

2. Ya da kapanan kadastrol yolları arazi ve arsa düzenlemelerinde

Düzenleme Ortaklık Payı oranı düşüldükten sonra belediye adına tescil

ettirmektedirler.

3. Veyahut da kapanan kadastral yolların tamamını arazi ve arsa

düzenlemelerinde umumî hizmet alanlarına tahsis etmektedirler.

Kapanan kadastral yolların “Arazi ve arsa düzenlemesi” sonrasında

belediye adına doğrudan tapuya tescil ettirilmesine dayanak olarak ise, 2892

sayılı Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesi gösterilmektedir ki; bu uygulamanın

yasal olduğuna dair savlar, konuya ilişkin bir Anayasa Mahkemesi kararı

sonrasında sıklıkla ileri sürülür olmuştur.

Çalışmada; imar plânları ile öngörülen arz kullanım fonksiyonlarına

istinaden kapanan kadastral yolların “Arazi ve arsa düzenlemesi” sonucunda

belediyeler adına tapuya tescil edilip edilemeyeceği hususu; bir il özel idaresi

ve bir belediye arasında çıkan uyuşmazlıkta konunun itiraz yolu ile Anayasa

Mahkemesi’ne taşınması sonrasında, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen

karar bağlamında incelenmeye çalışılacaktır. Bu kapsamda “Arazi ve arsa

düzenlemesi” işleminin teknik yönlerinden ziyade hukukî yönleri ve safhaları

değerlendirilecektir.

Ayrıca çalışmada, Tapu Kanunu uyarınca gerçekleştirilen tapu siciline

tesciller ile İmar Kanunu uyarınca gerçekleştirilen tapu siciline tesciller

mukayeseli olarak ele alınacak; incelemeye esas Anayasa Mahkemesi

242

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

kararında, Anayasa Mahkemesi’ne müracaat şartlarının bidayet mahkemesi

bakımından tahakkuk edip etmediği değerlendirilerek, kapanan kadastral

yolların belediyeler adına tapuya tescili konusu Anayasa Mahkemesi’nin

anılan kararı zımnında incelenecektir.

Öte yandan; değerlendirmeye konu Anayasa Mahkemesi kararına

esas olayda, arazi ve arsa düzenlemesi kadastro çalışmaları tamamlanmış

alanda gerçekleştirildiğinden; çalışmada yapılan açıklamalar, kadastrosu

tamamlanmış alanlara yönelik açıklamaları içermektedir.

Ancak açıklamalara esas alınacak maddî olayın ve ilgili Anayasa

Mahkemesi kararının aktarılması ve tartışılmasından evvel, konuya ilişkin

hukukî/teknik açıklamaların yapılmasının, maddî olayın ve Mahkeme

kararlarının tahlili bakımından uygun olacağı düşünülmüştür. Bu itibarla

evvelâ Anayasa Mahkemesi kararına esas olaylar aktarılacak; ardından harita,

kadastro, tapu, tapu sicili, kadastral yol, kapanan kadastral yol gibi kavramlar

açıklanılarak konuya devam edilecektir.

1. ANAYASA MAHKEMESİ KARARINA ESAS MADDİ OLAY

Bolu Belediyesi mücavir alan sınırları içerisinde, mülkiyeti Bolu İl Özel

İdaresi’ne ait taşınmazların bulunduğu alanda, Bolu Belediyesi tarafından

3194 sayılı Kanun’un 18’inci maddesi uyarınca arazi ve arsa düzenlemesi

işlemlerine başlanılmış; hazırlanan parselasyon plânı/haritası, Bolu Belediye

Encümeni kararı ile onaylanmıştır.

Söz konusu belediye encümen kararına (arazi ve arsa düzenlemesinin

onaylanmasına) düzenleme alanında taşınmazları bulunan Bolu İl Özel

İdaresi tarafından, Bolu Belediyesi nezdinde itiraz edilmiştir. Bolu İl Özel

İdaresi’nin itirazı, Bolu Belediye Encümeni tarafından görüşülmüş ve Belediye

encümeninin 22.01.2010 tarih ve 86 sayılı kararı ile itiraz reddedilmiştir.

Belediye encümeni tarafından itirazın reddi üzerine; Bolu İl Özel İdaresi,

arazi ve arsa düzenlemesi ile İl Özel İdaresi’nin taşınmazlarında değer kaybı

olduğu, bu alana İl Özel İdaresi’nce yapılmak istenen yatırımın arazi ve arsa

düzenlemesi (parselasyon) ile engellendiği, taşınmazın yola bakan kısmının

belediye tarafından mülk edinildiği, işlemde kamu yararı bulunmadığı, işlemin

hukuka aykırı olduğu iddiaları ile Bolu Belediye Encümeni’nin 22.01.2010

243

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

tarih ve 86 sayılı kararının iptali istemi ile Sakarya 1’inci İdare Mahkemesi’nde

dava açılmıştır.

Davalı Bolu Belediye Başkanlığı; dava konusu edilen işlemin amacının

kamu yararı olduğu, yapılan düzenleme sonucu oluşan yeni parsellerin

mümkün olduğunca ana taşınmaza yakın parsellerden verilmeye çalışıldığı,

uygulamanın kesinleştirilerek tapu tescil işlemlerinin tamamlandığı,

düzenlemeye giren taşınmazlardan yoldan ihdas yoluyla elde edilenlerin

dayanağının 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesinde yer alan “Köy

ve belediye sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlaları köy veya belediye

namına tescil olunur” hükmünün olduğu, bu nedenlerle tesis edilen işlemde

hukuka aykırılık bulunmadığı ve davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

Sakarya 1’inci İdare Mahkemesi olayı inceledikten sonra, kapanan

kadastral yolların Belediye adına tapuya tescil edilmesine dayanak gösterilen

Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına

vararak, itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesi’ne müracaat etmeye karar

vermiştir.

Mahkeme’nin itiraza dair kararının gerekçesinde özetle1; “(…) Kamunun

kullanımındaki yolların herhangi bir idarî tasarrufla kapatılması sonucu elde

edilen taşınmazların Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesi uyarınca belediyeler

veya köyler adına tescil edilmesiyle kadimden bu yana yol olarak kullanılan

veya kişilerin özel mülkiyet haklarından feragat ederek kamunun kullanımına

bıraktıkları alanların idarî bir tasarrufla idarenin özel mülkiyeti haline

getirilmekte olduğu; bu taşınmazların, üçüncü kişilere satışı da dâhil her

türlü hukukî işleme konu edilmesinin mümkün olabildiği; (…) köy ve belediye

sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlalarının köy veya belediye namına

tescil edilmesi söz konusu olabilecekse, bu taşınmazların ancak yeniden

kamunun kullanımına açılacak şekilde düzenlenmesi ve (belediye ve köy adına)

tescilin bu amaçla sınırlandırılması, özel mülkiyet haline dönüştürülmesinin

engellenmesi gerektiği ve Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesinin Anayasa’nın

2’nci ve 35’inci maddelerine aykırı olduğu” açıklamalarına yer verilmiştir.

1Sakarya 1’inci İdare Mahkemesi’nin 17.01.2011 tarih ve E: 2010/464 sayılı ara kararı.

244

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

2. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi başvuruyu esastan incelemiş ve Tapu Kanunu’nun

21’inci maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmetmiştir2. Karar

gerekçesinde özetle, “2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesinin köy ve

belediye sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlalarının köy veya belediye

namına tescil olunmasını öngördüğünü; bu hüküm gereğince plân değişikliği

ya da benzeri nedenlerle bir yolun kapanması ya da bazı bölümlerinin

yol olmaktan çıkarılması durumunda bu şekilde açığa çıkan taşınmazların

belediye ya da köy sınırları içinde bulunması halinde, bu tüzelkişilikler adına

tescil edilmesi gerektiği” tespiti yapılmıştır.

Kararda devamla, “(…) yolların zaman içinde gelişen ihtiyaçlara bağlı

olarak imar plânlarında değişiklik yapılması suretiyle kapatılabileceği gibi, bazı

yol parçalarının açığa çıkmasının da ihtimal dâhilinde olduğu; kapanan ya da

açığa çıkan yol veya yol parçalarının kamu malı niteliğini kaybederek idarenin

özel malı haline geleceği; bu nedenle kamu mallarına ilişkin korumanın ortadan

kalkacağı, bu nedenle itiraz konusu kuralın böylece açığa çıkan taşınmazların

tapu sicilinin sağladığı güvenceden yararlanabilmesi için tapu siciline tescilini

öngördüğünü” belirtilmiştir.

Mahkeme devamla, “İdarenin yeni bir kararla bu taşınmazları kamu

yararına tahsis ederek kamu malına da dönüştürebileceği; aynı şekilde İmar

Kanunu’nun 18’inci maddesi gereği parsellerin yeniden düzenlenmesinde eski

yol parçalarını özel kişilerin arsaları ile birleştirebileceği; eğer yeniden kamu

yararına tahsis edilmezse, idarenin özel hukuk rejimi çerçevesinde bu mallara

tasarruf edeceği, gerekirse satabileceği”ni belirtmiş ve nihayetinde itiraz

konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı”na hükmetmiştir3.

3. İMAR UYGULAMASI KAVRAMI

Bir kısım kurum ve kavramlar günlük dilde, ilgili kurum ve kavramların

mevzuatta yer verilen isimlerinden farklı isimlerle anılabilmekte; kimi zaman

2Anayasa Mahkemesi’nin 12.01.2012 tarih ve E: 2011/23, K: 2012/3 sayılı kararı.

3Her iki Mahkeme kararının tahliline dair açıklamaların bir kısmına; konuya ilişkin kurum ve

kavramlara dair açıklamalardan sonra değinilecektir. Anayasa Mahkemesi kararında yer alan bir kısım

kurum ve kavramların değerlendirilmesi ile kapanan kadastral yolların arazi ve arsa düzenlemesinde

ne şekilde kullanılacağına dair açıklamamalara ise bir sonraki yazıda yer verilecektir.

245

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

ise mevzuatta yer alan isim/terim kullanılsa dahi, bu isimlerin günlük dildeki

anlamlarının kapsam ve mahiyetleri, mevzuatta öngörülen manâdan farklı

içerikleri haiz olabilmektedir. Bu kavramlar arasında imar hukuku ile ilgili

terimlerin de yer aldığı gözlemlenmektedir.

İmar hukuku alanında günlük dilde sıkça kullanılan kavramlardan

birisinin “İmar uygulaması” terimi olduğu görülmektedir. Nitekim imar

hukuku alanına ilişkin muhtelif davalara ait dilekçelerde “İmar uygulaması”

kavramının “Galat-ı meşhur” hale gelmiş şekilde kullanıldığı görülmektedir.

İmar uygulaması terimini günlük dilde kullananların, bu kavram ile çoğunlukla

imar plânı yapılmasını veya imar plânının değiştirilmesini kastettikleri

gözlenmektedir.

Örneğin bir taşınmazın belediye mücavir alan sınırları içerisine alınması

halinde dava dilekçelerinde, bölgede “İmar uygulaması” yapıldığı ileri

sürülebildiği gibi; bir taşınmazın bulunduğu bölgenin Nazım İmar Plânının

değiştirilerek alanın ticaret kullanım fonksiyonundan konut kullanım

fonksiyonuna dönüştürülmesi durumunda da dava dilekçelerinde bölgede

“İmar uygulaması” yapıldığı ileri sürülebilmektedir. Kezâ bir taşınmazın

bulunduğu alanda Uygulama İmar Plânında değişiklik yapılarak kat adedinin

artırılması veya azaltılması; ya da yolların genişletilmesi veya daraltılması

durumlarında dava dilekçelerinde yine imar uygulaması yapıldığı iddialarına

yer verildiği görülmektedir. Hâlbuki söz konusu durumların hiç birisinde teknik

olarak imar uygulaması yapılmamıştır. Diğer bir deyişle; mücavir alan sınırına

dâhil edilme farklı bir kavramı, imar plânı farklı bir kavramı, imar uygulaması

farklı bir kavramı ifade etmektedir.

Kezâ günlük dilde “İmar uygulaması” terimi yerine (veya bu terimle

birlikte) “Parselasyon”, “Şuyulandırma”, “18 uygulaması” terimlerinin de

kullanıldığı görülmektedir. Bu terimlerin imar uygulaması kavramı yerine

kullanılması ise kısmen yerindedir. Dolayısıyla bu kavramlar kısmen imar

uygulaması kavramını karşılamaktadır. Ancak tek başına parselasyon,

şuyulandırma ve 18 uygulaması yine imar uygulaması kavramını tam olarak

ifade etmekte yetersiz kalmaktadır. Nitekim bu kavramlar imar uygulaması adı

verilen kurumun kendi içindeki bir alt işlemini ifade eden kavramlardır.

246

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

Teknik ve mevzu bakımdan (geniş anlamda) imar uygulaması; yapı

ruhsatı, yapı kullanma ruhsatı, işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı, ifraz ve

tevhid, kamulaştırma, arazi ve arsa düzenlemesi gibi (tesis edildikleri

esnada) Uygulama İmar Plânı hükümleri dikkate alınarak, Uygulama İmar

Plânı hükümleri esaslarına göre tesis edilen bütün (bireysel) işlemleri ifade

etmektedir.

Dar anlamda imar uygulaması kavramı ise, Uygulama İmar Plânı’na

göre tesis edilen ve alan/arz mülkiyet durumuna (tapu belgesine, tapu

siciline) doğrudan müdahale eden; tapudaki mal sahipliğinin coğrafî olarak

yerini, kapsamını, içeriğini, niteliğini, niceliğini veya hisse/sahiplik durumunu

değiştiren bireysel idarî işlemlerdir.

Dar anlamda imar uygulamasına tekâbül eden bu bireysel idarî işlemler;

İmar Kanunu’nun 15’inci ve 16’ncı maddelerinde düzenlenen “İfraz ve tevhid”

işlemi, İmar Kanunu’nun 18’inci (ve 19’uncu) maddesinde düzenlenen “Arazi

ve arsa düzenlemesi” işlemi ve İmar Kanunu’nun 10’uncu, 12’nci, 14’üncü,

18’inci ve 33’üncü maddelerinde düzenlenen “Kamulaştırma” işlemi

şeklinde, esas olarak üç farklı türde tezahür etmektedir (Ersoy, 2013; 4). Dava

dilekçelerinde yer alan ifadelerden, çoğunlukla “Parselasyon”, “Şuyulandırma”

ve “18 uygulaması” şeklinde kullanılan terimler ile kastedilmek istenen şeyin,

imar uygulaması araçlarından “Arazi ve arsa düzenlemesi” veya “İfraz ve

tevhid” işlemleri olduğu anlaşılmaktadır.

Her bir imar uygulaması işleminin kapsam, mahiyet ve hukukî

sonuçlarının birbirinden farklı olması nedeniyle, karışıklığa mahal vermemek

adına, günlük dilde “Galat-ı meşhur” hale gelmiş olan terimlerin yerine,

mevzuatta öngörülen terimlerin kullanılması daha uygundur4. Zirâ kimi zaman

dava dilekçelerinde kullanılan terimler nedeniyle davanın konusunun ifraz/

tevhid işlemi mi, yoksa arazi ve arsa düzenlemesi işlemi mi olduğu hususunun

açıklığa kavuşturulmasında zorlanılabilmektedir.

Hülâsa, “İmar uygulaması” kavramının kapsamına birden fazla işlem

girmektedir. İmar uygulaması; Uygulama İmar Plânı esasları uyarınca bir

4Biz de yazı başlığında “Arazi ve arsa düzenlemesi” yerine “İmar uygulaması” kavramını kullandık;

ancak bu kavram, yazı başlığının kısa tutulması maksadına istinaden kullanılmıştır. Yazı içerisinde ise

“İmar uygulaması” kavramı yerine mevzu terim olan “Arazi ve arsa düzenlemesi” kullanılmıştır.

247

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

alanda ya “İfraz ve tevhid” yapılmasını veya alanda “Arsa ve arazi düzenlemesi”

yapılmasını yahut da alanda “Kamulaştırma” yapılmasını ifade etmektedir.

Bir diğer deyişle, sadece günlük dilde parselasyon/şuyulandırma olarak

ifade edilen arsa ve arazi düzenlemesi, imar uygulaması değil; arsa ve arazi

düzenlemesinin yanında kamulaştırma ile ifraz ve tevhid işlemleri de birer

imar uygulamasıdır. Zirâ bu işlemlerin (de), Uygulama İmar Plânı hükümleri

esaslarına göre tesis edilmesi gerekmektedir5.

Kapanan kadastral yolların belediyeler adına tapu siciline tescil edilmesi

durumu ise imar uygulaması araçlarından “Arazi ve arsa düzenlemesi”nin

kullanılması durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle; her ne kadar yazının

başlığında “İmar uygulamalarında kapanan kadastral yollar” şeklinde imar

uygulaması kavramı kullanılmış ise de; kapanan kadastral yolların belediye

adına tapuda tescili durumu ile imar uygulaması araçlarından “Arazi ve arsa

düzenlemesi”ne başvurulması halinde karşılaşılması nedeniyle, konunun

incelenmesi, arazi ve arsa düzenlemesi bağlamında yapılacaktır.

Bu bakımdan; bir yerde arazi ve arsa düzenlemesi yapılmadan

evvel, mekân ve mülkiyet ile ilgili bir takım işlemlerin gerçekleştirilmiş ve

tamamlanmış olması zorunludur. Ayrıca Tapu Kanunu’nun uygulanabilirliğinin

somutlaştırılması bakımından, söz konusu safhaların ortaya konulması

gerekmektedir. Bu maksatla aşağıda, arazi ve arsa düzenlemesi öncesinde

arazi ile ilgili yapılan işlemler ve konuya ilişkin kavramlar incelenecektir.

4. ARAZİ VE ARSA DÜZENLEMESİ ÖNCESİ SAFHALAR

Bu kısımda, arazi ve arsa düzenlemesi süreci, başlangıcı ve sonu olan

bir çizgisel süreç olarak tahayyül edilerek konu incelenmeye çalışılacaktır.

Açıklamalar bir model yerleşim yeri üzerinden yapılacaktır.

Başlangıcı ve sonu olan bu çizgisel sürecin ilk safhasını “Doğal durum”

olarak adlandırmayı uygun gördük. Doğal durumu takip eden aşama “Kadasto”

aşaması olacaktır. Kadastro aşamasını “Tapu siciline tescil” aşaması takip

51/1.000 ölçekli plâna Uygulama İmar Plânı adı verilmesinin nedeni, zemin tatbikinin (zemine yönelik

bireysel işlemlerin) 1/1.000 ölçekli plân hükümlerine göre gerçekleştirilmesi zorunluluğundan

kaynaklanmaktadır.

248

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

etmektedir. Tapu siciline tescil aşamasının ardından, “İmar plânı” aşaması

gelmektedir. İmar plânı aşaması sonrasında “Arazi ve arsa düzenlemesi”

aşaması gelmekte; arazi ve arsa düzenlemesi sonrasında ise, yeni bir “Tapu

siciline tescil” aşaması başlamaktadır. Nihayetinde model süreç, ikinci tapu

siciline tescil aşamasının tamamlanmasını müteakiben sona erecektir.

4.1. Doğal Durum

Süreçte doğal durum olarak isimlendirmeyi uygun gördüğümüz aşama;

insanların/vatandaşların boş olarak bulunan arazileri bağ, bahçe, tarla

şeklinde işlemeye başladıkları; zamanla bağ, bahçe ve tarlalar arasında

sınırların belirginleştiği; kezâ zamanla gerek bağ, bahçe ve tarlalar arasında,

gerek ikâmet yerleri ile bu alanlar ve su kaynakları arasında ulaşım ihtiyacının

doğması nedeniyle, arz kısımlarında bazı patika veya yolların oluştuğu

bir durumu ifade etmektedir. {Bu yerleşim yerinin ismi (A) Köyü olarak

adlandırılacaktır.}

Bu aşamada (A) Köyü’nde kişilerin kullandıkları arazilerin sınırları,

geometrik konumları ve (arazinin kime ait olduğu, hisseli mülkiyetin mi

ferdî mülkiyetin mi söz konusu olduğu, yoksa mülkiyetin değil de sadece arz

üzerini işleme/kullanma yetkisinin mi mevcut olduğu gibi) mülkiyet durumları

resmî olarak belirlenmemiş; resmî olarak bu kişiler adına mülkiyet belgesi

düzenlenmemiştir.

Bu aşamada arz üzerindeki sahiplik iddialarının temeli hukukî bir belgeye

değil6, ya işgale, ya araziyi işlemeye (emeğe), yahut arazinin uzun süreden

bu yana (miras yolu ile) elde tutulduğu iddiasına yahut da güce/zorbalığa

dayanmaktadır.

Bu aşamada kişiler her ne kadar sahiplik (mülkiyet) iddiasında bulunsalar

da, bu safhada (A) Köyü’ndeki kişilerin arz üzerindeki hâkimiyetleri hukukî

manâda mülkiyeti ifade etmemektedir. Bu safhadaki elde bulundurma (toprağı

kullanma) durumu hukukî manâda, zilyetlik kavramı kapsamında kalmaktadır.

Nitekim zilyetlik, bir şey üzerindeki fiilî hâkimiyeti ifade etmektedir (Oğuzman

ve Seliçi, 2002; 49). Bu tanıma göre zilyetliğin mevcudiyetinin, diğer bir deyişle

6 İlgililerin tapu belgelerinin mevcut olmadığı tahayyül edilmiştir.

249

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

fiilî hâkimiyetin varlığının bir hakka dayanması şart değildir7. Hiçbir hak sahibi

olmadığı halde hırsız dahi, çaldığı şey (taşınır mal) üzerinde fiilî hâkimiyeti

nedeniyle zilyettir ve kanunun zilyede verdiği bütün yetkileri kullanmaya

haizdir (Oğuzman ve Seliçi, 2002; 54).

Bu safhada (A) Köyü’ndeki kişiler arazileri işlemekte, kimileri araziye

binalar inşa etmekte; zamanla araziler/tarlalar arasında belli sınırlar

oluşmakta; çoğunlukla zamana, mekâna ve ihtiyaca göre şekillenen patika

tipli veya iptidaî yollar ortaya çıkmaktadır.

Bu aşamada (A) Köyü’nün bulunduğu arz/zemin henüz kadastro

görmemiştir. Kadastro görmeme nedeniyle (A) Köyü’nde henüz mülkiyete esas

kadastro haritaları (da) yapılmamıştır. Bu duruma istinaden teknik manâda

kadastral yollar (da) henüz ortaya çıkmamıştır.

4.2. Kadastral Duruma Geçiş

Doğal durum devam etmekte iken, egemen güç (Devlet) tarafından, (A)

Köyü’nün de yer aldığı bölgenin kadastrosunun yapılması kararlaştırılır ve artık

kadastral aşama başlar. Bu safhanın açıklanabilmesi için; kadastro ile ilgili bir

takım temel kavram ve kurumların izah edilmesi gerekmektedir.

4.2.1. Kadastro Kavramı

Hukukî manâda kadastro kavramı, arz/zemin üzerindeki bir arazi

parçasının şeklî ve hukukî durumunun saptanmasını ifade etmektedir (Keskin

ve İkiler, 2012; 1). Diğer bir anlatımla kadastro; ülke sınırları içerisindeki

taşınmaz malların sınırlarını, önce arazi üzerinde, sonra harita üzerinde

belirleyerek; bu taşınmazların hukukî durumlarını tespit etmek ve işlemlerin

kesinleşmesi sonucunda Türk Medenî Kanunu uyarınca tapu siciline tescil

edilerek hak sahiplerine tapu belgelerini verme işlemlerinin bütününü ifade

etmektedir (Biltekin, 2012; 1).

Kadastro aracılığı ile gayrimenkullerin şekilleri, hudutları, yüzölçümleri,

fennî ve geometrik usullerle tespit edilerek gösterilmektedir. Kadastro

vasıtasıyla gayrimenkulleri arz üzerinde birbirinden ayırmak ve bu suretle

mülkiyet hakkının arz üzerindeki sınırlarını ve yüz ölçümünü (muhtevasını)

tayin etmek kolaylaşmaktadır (Akipek, 1972; 292).

7 Bu açıklama tapulu taşınmazlar bakımından geçerli değildir; taşınırlar ile tapusuz taşınmazlar

bakımından bir anlam ifade etmektedir.

250

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

Kadastro ile taşınmazın şeklî durumunun saptanması işi, değişik ölçme

metotları kullanılarak taşınmazın sınırlarının ve şeklinin zeminde belirlenmesini

ve belirlenen sınırın ve şeklin haritaya aktarılmasını kapsamaktadır. Taşınmazın

hukukî durumunun saptanması ise, sınırları zeminde ölçülen ve şekli haritaya

aktarılan taşınmazın kime ait olduğunun, vasfının, varsa hisse sahiplerinin

belirlenmesini ve tapu sicil kütüğü adı verilen deftere belli bir sıra numarası

ile tescil edilmiş (kaydedilmiş) olmasını ifade etmektedir. Dolayısıyla kadastro

işlemlerinde, taşınmazın şeklî durumunun saptanması ile hukukî durumunun

saptanması işleri, bir bütünün tamamlayıcı aşamalarını oluşturmaktadır

(Keskin ve İkilier, 2012; 1).

Görüldüğü üzere, kadastronun teknik/geometrik ve hukukî olmak

üzere iki boyutu bulunmaktadır. Geometrik olarak kadastro faaliyeti, tekniğin

yardımı ile ülkedeki her taşınmazın türünü, sınırını ve yüzölçümünü kesin bir

biçimde belirlemeyi ve sınırlamayı amaçlamaktadır. Bu sınırlama (kadastral

parsel sınırının belirtilmesi), arazinin haritalarının çıkarılması ve kadastro

plânlarının yapılması ile mümkündür. Kadastronun hukukî yönü ise, geometrik

olarak sınırlanan taşınmazlar üzerindeki hakları/yükleri ve hak sahiplerini

tespit etmeyi içermektedir. Bu bakımdan, taşınmaz malların sınırlandırılması

ve üzerlerindeki hakların tespiti “kadastro” terimi ile ifade edilmektedir

(Erdoğan, 2005; 3).

Dolayısıyla bir taşınmazın kadastrosunun tamamlanması demek, o

taşınmazın geometrik olarak sınırının önce zemin üzerinde belirlenmesi,

ardından bu sınırın haritaya aktarılması; aynı zamanda taşınmaz üzerindeki

hukukî olarak yük, mükellefiyet ve menfaatlerin tespit edilmiş olmasını ifade

etmektedir.

Bu açıdan kadastro, tapu siciline altlık oluşturmaktadır. Tapu sicilinin

kendinden beklenen fonksiyonu tam anlamı ile yerine getirebilmesi için,

taşınmazın hukukî ve teknik durumlarının tespit edilmiş (kadastrosu yapılmış)

olmalıdır (Reisoğlu, 1980; 205). Egemen güç (Devlet) kadastro ile pek çok

amaçlar gütmektedir. Kadastro gerek iktisadî, gerek ticarî, gerek idarî, gerekse

hukukî açıdan pek çok faydalar; işlemlerde ve politikalarda kolaylıklar sağlar.

Arazinin geometrik ve hukukî durumlarının ve hak sahiplerinin

belirlenmesi sonrasında; kamunun ortak kullanımına, kamu hizmetlerinin

251

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

görülmesine ayrılan yerler ile Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan

sahipsiz malların8 durumlarının belirlenip sınırlandırılması; tapulama dışı

bırakılan yerlerin tespit edilip, bunların ayrılması ve bu alanların tarım alanına

dönüştürülmesi veya ekonomik yarar sağlaması olanaklı bulunan yerlerin

Hazine adına tespit edilmesi, kadastronun önemli amaçlarındandır (Turan,

2012; 2).

Bu amacın gerçekleştirilmesinde ise, vasıf ve mahiyet tayini önem arz

etmektedir. Arazinin vasfı denilince, o arazinin tarım arazisi, mera, çayır,

otlak, kayalık, bataklık, meydan, harman yeri, yol, şose, orman gibi nitelikleri

kastedilmektedir (Güneş, 2009; 249) ve kadastro çalışmalarında arazinin

vasfının doğru tespiti önemlidir. Kezâ vasfı tespit edilen taşınmazın kime ait

olduğunun tespiti (de), tapu siciline altlık teşkil eden kadastroda ayrı bir önem

arz etmektedir.

4.2.2. Kadastral Durum

Kadastro bölgelerinin belirlenmesi sureti ile başlanan kadastro

çalışmalarında, çalışmaları yürütecek bir kadastro ekibi kurulmaktadır. Bu

ekip 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 3’üncü maddesinde sayılan; en az iki

kadastro teknisyeni, mahalle veya köy muhtarı ile üç bilirkişiden oluşmaktadır.

Ekibin belirlenmesi sonrasında çalışma alanı sınırlandırması Kanun’da

belirtilen usul ve esaslara göre yapılmakta ve taşınmaz mal sınırlandırma

aşaması başlamaktadır.

Kadastroda kayıt birimi parseldir. Kadastro açısından parsel, kendi içinde

kapanan bir sınırla çevrili yeryüzü parçasını ifade etmektedir (Erkan, 2011;

21). Parsel teriminin tek başına kullanılması, genellikle kadastro parselinde

mevcuttur. İmar plânı sonrası hazırlanan parsel ise, imar parseli olarak

anılmaktadır ve imar parseli, kadastro parselinden farklı bir yeryüzü parçasını

ifade etmektedir. Kadastro parselinde insan eli ile oluşturulan sınırlar parsel

sınırı olabileceği gibi yol, dere, göl gibi sınırlar da parsel olabilmektedir. Kezâ

bir kadastro parseli 100 m² büyüklüğünde olabileceği gibi, 100.000.000 m²

büyüklüğünde de olabilir (Erkan, 2011; 22).

8 “Kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılan yer”ler ile “Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan

yer”lere ilişkin açıklamalara bir sonraki yazıda yer verilecektir.

252

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

Kadastro çalışmalarında, alan genel sınırı belirlendikten ve kroki

oluşturulduktan sonra adalar belirlenmektedir. Adaların belirlenmesi

sonrasında ise, 3402 sayılı Kanun ile Taşınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit

ve Kontrol İşleri Hakkındaki Yönetmelik9 esaslarına göre taşınmazların

sınırlandırılması işlemleri başlamakta; mülkiyet çizgileri, sınırlar üzerindeki

detaylar, arz üzerindeki yapılar, tesisler, irtifaklar ve yollar krokilerde

gösterilmek sureti ile belirlenmektedir10.

Taşınmazların sınırlandırılması esnasında malın geometrik ve hukukî

durumlarını açıklığa kavuşturmaya yarayacak nitelikteki zeminde mevcut olan

sınırlar, vergi kayıtları, varsa haritalar, ilgililerce ibraz edilecek belgeler ile

muhtar ve bilirkişilerin beyanlarından faydalanılmaktadır (Taşınmaz Malların

Hukukî Durumlarının Kesinleşmesi, 2011; 3). Söz konusu sınırlandırma işlemi

sonunda, parseller bazında yapılan mülkiyet tespit işlemleri tamamlanarak

ilân ve kesinleşmeyi müteakiben önce tapu kütükleri (Erkan, 2011; 168)

ve ardından kadastro tutanakları hazırlanmaktadır. Kadastro tutanakları,

Tapu–Kadastro Genel Müdürlüğü’nce hazırlanmış matbu formlar şeklindeki

belgelerdir. Teknik personel, bilirkişilerden ve diğer unsurlardan elde

ettiklerini değerlendirmek sureti ile taşınmaz malın hukukî durumunu tespit

ederek kanaatlerini her bir taşınmaz için düzenlenecek kadastro tutanaklarına

(edinme sebebi sütununda) belirtir; böylelikle mülkiyet (mal) sahibi belirlenmiş

olur (Taşınmaz Malların Hukukî Durumlarının Kesinleşmesi, 2011; 4).

Taşınmazların mülkiyet durumu, tapu kütükleri düzenlenmeden önce

bir kez daha ilân edilir. Varsa itirazlar değerlendirilir (Taşınmaz Malların

Hukukî Durumlarının Kesinleşmesi, 2011; 37). İkinci ilânı müteakiben itiraz

edilmeyen kadastro tutanaklarına ait sınırlar ve tespitler kesinleşir. Kesinleşme

sonrasında çalışma alanındaki en küçük numaralı adadan başlamak sureti ile

tutanaklar tapu kütüğüne kaydedilir (Taşınmaz Malların Hukukî Durumlarının

Kesinleşmesi, 2011; 45).

Tescil işlemleri tamamlandıktan sonra tapu senetleri ve kat mülkiyeti tapu

senetleri tanzim edilerek ilgililerine dağıtılır. Ardından kadastro tutanakları,

9 28.10.1987 tarih ve 19618 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

10 Alanda kadastrodan evvel tapu belgesi düzenlenmiş ve tapu haritaları çizilmiş yerler bulunmakta

ise, kadastroda bu yerler göz önünde bulundurulur.

253

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

tapu/kat mülkiyeti kütükleri, bilirkişi seçimi ve yemin dosyaları, ada/mevkiî

ilân dosyaları ve diğer tutanak ve cetveller kadastro müdürlüğü tarafından

ilgili tapu sicil müdürlüğüne devredilir (Erkan, 2011; 172).

4.3. Tapu Sicili ve Tapu Kavramları

Arazinin mahiyetinde bir sınır bulunmamaktadır. Ancak arazi üzerinde

kâin olan kullanım hakkına konu yer sınırsız değildir. Sahip olunan mekân

sınırlıdır. Bu sınır, insanlarca yapılan yapay bir sınırdır. Yapılan bu sınır aracılığı

ile tapu kütüğünde muayyen hudutlarla ayrı bir sahife işgal eden her bir

arazi parçasına “tapu sicili parseli” adı verilmektedir (Reisoğlu, 1980; 205).

Aynî haklara konu olan taşınmaz, tapu sicili parseli aracılığı ile belirli hale

gelmektedir.

Dolayısıyla, bir taşınmazın hukukî muameleye tabi tutulabilmesi için,

bu taşınmazın sınırlandırılması ve ölçülebilir olması gerekmektedir. Bu

ölçme işi ise, yukarıda açıklanan kadastro aracılığı ile gerçekleştirilmektedir.

Sınırlandırılan taşınmazın aidiyeti ve hukukî durumu ise, tapu belgesi ve tapu

sicili aracılığı ile belirlenmekte ve kayıt altına alınmaktadır.

Peki, neden taşınmazların (taşınırlardan farklı olarak) sicil vasıtası ile kayıt

altına alınmasına ihtiyaç duyulmuştur? İlişkilerin sosyal ve ekonomik güven

ortamında cereyan edebilmesi için bazı soruların açık ve güvenilir biçimde

bilinmesi gerekmektedir. Taşınırlara ilişkin hukukî ilişkilerde, güven sağlama

görevini zilyetlik büyük ölçüde yerine getirmektedir (Tapu Sicil Kütükleri,

2011; 3) ancak, taşınmazlara ilişkin hukukî ilişkilerde zilyetliğin aynı güveni

sağlaması mümkün değildir. Nitekim bir tarlanın sınırları nereye kadardır? Bu

tarlanın mülkiyeti kime aittir? Bu tarla üzerinde kimlerin, hangi içerikte/sırada

aynî hakları vardır? Bu sorulara zilyetlik kurumu cevap veremez.

Taşınmazlar toprağa bağlıdır ve değerleri taşınırlardan daha fazladır

(Sirmen, 1975; 2). Taşınmaz üzerindeki eylemli egemenlik taşınırlarda olduğu

gibi çok açık değildir. Bir tarlayı süren kişi mâlik midir, tarla sahibinin kiracısı

mıdır ya da tarla sahibinin işçisi midir? Bunu dışarından bakarak tespit etmek

mümkün değildir (Tapu Sicil Kütükleri, 2011; 3). Bu durum, taşınmazlar

üzerindeki aynî hakların açıklığını bir başka şekilde sağlanmasını zorunlu

kılmıştır. Bütün bunlardan dolayı, taşınmazlar üzerindeki aynî hakları üçüncü

kişilere tanıtmak görevini kanun koyucu zilyetlik yerine, Devlet memurları

254

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

tarafından tutulan ve tapu sicili adı verilen bir sistem aracılığı ile sağlanmasını

öngörmüştür (Sirmen, 1975; 2).

Bu bakımdan, taşınmazların kayıtlarının tutulması (tapu sicili)

sistemlerinin asıl amacı ve fonksiyonu; taşınmazlar üzerindeki aynî haklara

aleniyet sağlamak suretiyle, mülkiyet ve diğer aynî ve şahsî haklara üçüncü

kişilerin riayetini gerçekleştirmektir (Başpınar, 2008; 99).

Tapu kavramı ise, bir belgeyi/varakayı ifade etmektedir. Tapu; ölçülebilen

ve mülkiyete konu olan bir taşınmazın iyeliğinin/mülkiyetinin kime ait

olduğunu ispata yarayan; üzerinde adı geçenlerin, iyeliğin/mülkiyetin sağladığı

yetkilerin tamamını veya bir kısmını kullanmasına olanak veren, hukukî değeri

olan bir belgedir (Tapu, 2012).

Bu belgeler, yukarıda izah edildiği şekilde, kadastro tutanaklarının

kesinleşmesi sonrası, en küçük numaralı adadan başlamak sureti ile

tutanakların tapu kütüğüne kaydı üzerine hazırlanan belgelerdir11.

Öte yandan; tapu belgesinin “devre mülk” tapusu, “kat mülkiyeti” tapusu

gibi birbirinden farklı mülkiyet yetkileri içeren türleri bulunmakla birlikte;

söz konusu belgelerin mahiyetleri burada incelenmeyecek; çalışmada tapu

belgesinin arsa ve arazi tapusu olduğu varsayımı ile açıklamalar yapılacaktır.

4.4. Kadastro Çalışmalarında (kapanan) Yollar

3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kamu Malları” başlıklı 16’ncı

maddesinin (A) bendinde, kamu hizmetinde kullanılan, bütçelerinden ayrılan

ödenek veya yardımlarla yapılan resmî bina ve tesislerin kayıt, belge veya özel

kanunlarına göre Hazine, kamu kurum ve kuruluşları, il, belediye köy veya

mahallî idare birlikleri tüzelkişiliği, adlarına “tespit” olunacağı hüküm altına

alınmıştır.12

Aynı bentte parantez içinde kanun koyucu, kamu hizmetinde kullanılan,

11Kimi zaman kadastro görmemiş yerlerde tapu belgelerinin mevcut olduğu durumlarla

karşılaşılabilmektedir. Ancak bu yerlerde, taşınmazların yüzölçümlerinin doğruluğu tartışmalıdır. Zirâ

taşınmazın geometrik durumu denince, yüzölçümü ve ayrıca taşınmazın arz üzerindeki biçimi ve biçimi

oluşturan kenar ölçüleri ile açı ölçülerini anlamak gerekmektedir. Kadastro görmemiş yerlerde, tapu

sicilindeki yüzölçümünü gösteren rakam çoğu kez tahmini olup, gerçek yüzölçümünü göstermekten

uzaktır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 27.01.2003 tarih ve E: 2003/275, K: 2003/398 sayılı kararı.

12 Yol kavramı ve yolların hukukî durumuna ilişkin açıklamalara bir sonraki yazıda yer verilecektir.

255

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

bütçelerinden ayrılan ödenek veya yardımlarla yapılan resmî bina ve tesislerin

neler olduğunu sayma yolu ile göstererek kayıt, belge veya özel kanunlarına

göre Hazine, kamu kurum ve kuruluşları, il, belediye köy veya mahallî

idare birlikleri tüzelkişiliği adlarına “tespit” olunacak (geometrik ve hukukî

durumları belirlenecek) taşınmazları açıklamıştır.

Buna göre “hükümet, belediye, karakol, okul binaları, köy odası, hastane

veya diğer sağlık tesisleri, kütüphane, kitaplık, namazgâh, cami - genel

mezarlık, çeşme, kuyular, yunak ile kapanmış olan yollar, meydanlar, pazar

yerleri, parklar ve bahçeler ve boşluklar ve benzeri hizmet malları”; Hazine,

kamu kurum ve kuruluşları, il, belediye köy veya mahallî idare birlikleri

tüzelkişiliği adlarına “tespit” olunacaktır.

Dolayısıyla şayet (A) Köyü’nde, kadastro çalışmaları esnasında bu

nitelikleri haiz bir taşınmaz parçası ortaya çıkar ise, bu arazi parçasının (A) Köyü

tüzel kişiliği adına kadastro çalışmalarında “tespit” edilmesi gerekmektedir

(Osmanağaoğlu, 2013).

Diğer bir ifadeyle, bu arazi parçasının geometrik durumu belirlendikten

sonra, hukukî durumunun; kamu hizmetinde kullanılmış olmak, bütçelerinden

ayrılan ödenek veya yardımlarla yapılmış olmak ve resmî bina ve tesis

niteliğinde olmak şartlarını haiz olduğu belirlenmek sureti ile (köy, belediye,

il) adına “tespit” edilmesi gerekmektedir.

Ancak kadastro çalışmaları neticesinde, (yollar dâhil) her türlü taşınmazın

il, belediye, köy tüzel kişiliği adına “tespit edilmesi” hukuken mümkün

değildir. Bir taşınmazın kadastro çalışmaları neticesinde il, belediye, köy tüzel

kişiliği adına tespit edilebilmesi için; 1) Kamu hizmetinde kullanılmış olmak,

2) Bütçelerinden ayrılan ödenek veya yardımlarla yapılmış olmak, 3) Resmî

bina ve tesis niteliğinde olmak şartlarına haiz olması gerekmektedir. Ayrıca

yollar bakımından bu şartlara ilâveten 4) Yolun yunak ile kapanmış yol olması

gerekmektedir.

Bir başka ifade ile kadastro çalışmaları neticesinde her türlü yol (veya yol

parçası) il, belediye ve köy tüzel kişiliği adına tespit edilememekte; bu yolun

kapanmış bir yol olması ve bu kapanmanın “yunak ile kapanma” niteliğinde

olması gerekmektedir. Bir yol yunak ile değil, başka bir sebep ile kapanmış ise,

bu yolun 3402 sayılı Kanun çerçevesinde il, belediye ve köy tüzel kişiliği adına

“tespiti” hukuken mümkün değildir.

256

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

Yunak ise, kelime anlamı olarak hamam, çamaşır yıkanan yer manâlarına

gelmektedir (Yunak, 2013). Uygulamada yunak olarak ifade edilen yerlerin

kapsamına çeşme, kuyu, sıvat yeri, eyrek mahalli gibi yerler de dâhil

edilmektedir. Diğer bir ifadeyle hamam, çamaşır yıkama alanları, müştemilâtı

ile birlikte çeşme/kuyu, sıvat yeri ve eyrek mahalli; yunak yerleri kapsamında

kalan alanlardandır.

Bu alanlardan sıvat yeri, dereler veya çeşme başlarının sürekli olarak köy

hayvanlarını sulamak için ayrılmış kısımlarını ifade etmektedir (Kazan, 2012;

53). Eyrek mahalli ise, hayvanların (derelerde, kuyularda veya çeşmelerde)

sulanmadan önce ya da sulandıktan sonra dinlendikleri alanları ifade

etmektedir (Kazan, 2012; 53).

3402 sayılı Kanun hükümlerine göre hamam, çamaşır yıkama alanları,

çeşme, kuyu, sıvat yeri ve eyrek mahalli gibi “yunak yerleri” orta mallar13

(ve hizmet malları) kapsamında kalan yerlerdendir. 3402 sayılı Kanun’un

16/A maddesi uyarınca bu yerlerin köy tüzel kişiliği adına tespit edilmesi

gerekmektedir (Kazan, 2012; 54).

Açıklamalar çerçevesinde konu ele alındığında; şayet bir arazi parçası,

kadastro çalışmalarından evvel yol olarak kullanılmakta iken, kadastro

çalışmaları neticesinde, bu arazi parçası yakınında bulunan yunak yerinin

geometrik durumunun yolu/yol parçasını kısmen veya tamamen içine alacak

şekilde tespit edilmesi nedeniyle yolun kısmen veya tamamen kapanması

durumu söz konusu olması halinde; kapanan yol kısmının Kadastro Kanunu

uyarınca il, belediye ve köy tüzel kişiliği adına tespiti gerekmektedir.

Açıklanan şekilde ortaya çıkan, kapanan yol veya yol parçaları, nitelik

olarak kapanan kadastral yol niteliğinde değildir. Bu yollar, kadastro çalışmaları

esnasında kapanmış olduğu belirlenen kadastral durumdan önceki yollardır.

Zirâ bir yolun kadastral yol olarak kabul edilebilmesi için, o yolun kadastro

haritasında gösterilmiş olması gerekmektedir. Kadastro çalışmaları esnasında

kapandığı tespit edilen yolların ise, hem hukuken hem de fiilen kadastro

haritasında yol olarak gösterilmeleri olanaklı değildir (Özer, 2013; 1).

13 “Orta mallar”, “hizmet malları” gibi terimlerin açıklamalarına bir sonraki yazıda yer verilecektir.

257

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

4.4.1. Kadastral Yol

3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kamu Malları” başlıklı 16’ncı

maddesinin (B) bendinde; mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır

yerleri “gibi” paralı veya parasız kamunun yararlanmasına tahsis edildiği

veya kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi veya tanık

beyanı ile ispat edilen orta malı taşınmaz malların sınırlandırılacağı, parsel

numarası verilerek yüzölçümünün hesaplanacağı ve bu gibi taşınmaz malların

özel siciline yazılacağı; bu sınırlandırmanın “tescil mahiyetinde olmadığı” gibi

bu suretle belirlenen taşınmaz malların, özel kanunlarında yazılı hükümler

saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu teşkil etmeyecekleri hüküm altına

alınmıştır.

Aynı bentte yol, meydan, köprü “gibi orta malların” ise haritasında

gösterilmekle yetinileceği hükmüne yer verilmiştir.

Taşınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit ve Kontrol İşleri Hakkındaki

Yönetmeliğin14 “Kamu Mallarının Sınırlandırma ve Tespiti” başlıklı 12’nci

maddesinde, kamu hizmetinin görülmesine veya ortak kullanılmasına ayrılan

yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden,

3402 sayılı Kanunun 16’ncı maddesinin; (…) (B) fıkrasında sayılan orta malı

taşınmaz malların, ada ve parsel numarası verilmek suretiyle sınırlandırılıp

yüzölçümünün hesaplanacağı; düzenlenecek kadastro tutanağının malik

sütununa ‘orta maldır’ şeklinde belirtme yapılarak ‘özel siciline’ işleneceği; yol,

meydan, köprü gibi orta malların ise, haritasında özel işaretiyle15 gösterileceği

düzenlemesine yer verilmiştir.

Dolayısıyla yollar, hukukî durumları gereği özel mülkiyete konu

olmayacak yerlerdendir. Bu nedenle kadastro çalışmaları neticesinde yollar

(tapuya) tescile tabi tutulmamakta; sadece (haritasında gösterilmek sureti ile)

sınırlandırma ile yetinilmektedir16.

14 28.10.1987 tarih ve 19618 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

15 Taşınmazın haritasında (özel işaretle) yol olarak gösterilmesi, bir kadastro işlemidir. Bu işlemde

kadastro tutanağı düzenlenmediği için haritada gösterme işlemi, tespit dışı bırakma işlemi

niteliğindeki kadastro işlemlerindendir; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin

16 Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 29.01.2002 tarih ve E: 2002/235, K: 2002/437 sayılı kararı.

258

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

Bu bakımdan kadastral yol ibaresi bir hukukî statüyü ifade etmektedir.

Bir arazi parçasının kadastral yol statüsüne intibakı ise, bu arazi parçasının

kadastro çalışmaları neticesinde fiilen yol olarak kullanıldığının tespit edilerek,

kadastro haritasında “yol” olarak gösterilme neticesinde vuku bulmaktadır.

Diğer bir deyişle, bir arazi parçası, kadastro haritasında yol olarak gösterilmiş

ise, bu arazi parçası kadastral yol iken; fiilen yol olarak kullanılsa dahi kadastro

haritasında yol olarak gösterilmemiş ise, bu arazi hukukî açıdan “kadastral

yol” değildir.

4.5. İmar Plânı Safhası

(A) Köyü’nde kadastro çalışmalarının tamamlandığını; şahısların

kullandığı alanların şahıslar adına kadastroda tespit, tapuda tescil edilerek

ilgililere tapu belgelerinin verildiğini; Köy içinde yol olarak kullanıldığı

belirtilen alanların kadastro haritasında yol olarak belirlendiğini; (A) Köyü

ile çevre köylerin ve (A) Köyü ile bağlı olduğu ilçenin ulaşımını temin eden

yolların tespitinin yapıldığını; geriye kalan yerlerin de sahipsiz mal niteliğinde

veya orta malı niteliğinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerler

şeklinde tespitinin yapıldığını varsayalım.

Kadastro çalışmaları tamamlandıktan bir müddet (birkaç yıl) sonra,

(A) Köyü’nün idarî açıdan bağlı olduğu ismi (B) olan ilçenin, mekân olarak

yayıldığını; zamanla (A) Köyü ile (B) ilçesinin fizikî olarak yaklaştığını ve (A)

Köyü’nün önce (B) İlçe belediyesi mücavir alan sınırlarına dâhil edildiğini,

bilahare Köyün (B) İlçesi’ne katıldığını ve artık (A) Köyü tüzel kişiliğinin sona

erdiğini, (A) Köyü’nün (B) İlçesi’nin (A) mahallesi haline geldiğini kabul edelim.

Bilahare (A) Köyü’nün bulunduğu alanı kapsayan bölgeye ilişkin Nazım

İmar Plânının, ardından Uygulama İmar Plânının (B) İlçe Belediyesi tarafından

yapıldığını varsayalım.

Bu kısımda, imar plânlarının ve arazi ve arsa düzenlemesinin hangi usûl

ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirileceğine dair teknik açıklamalara yer

verilmeyecektir. İmar plânlarının ve arazi ve arsa düzenlemesine ilişkin bütün

safhaların (B) belediyesi tarafından usûlüne uygun şekilde gerçekleştirildiği

varsayılarak; (A) mahallesinde yer alan kadastral yolların Tapu Kanunu uyarınca

belediye adına tapuya tescil ettirilip ettirilmeyeceğine dair açıklamalara yer

verilecektir.

259

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

Bu safhada, (B) belediyesi tarafından (A) mahallesinde önce imar plânı,

ardından arazi ve arsa düzenlemesi yapıldıktan sonra (3194 sayılı Kanun’un

18’inci maddesi uyarınca hazırlanan parselasyon haritalarının), 3194 sayılı

İmar Kanunu’nun 19’uncu maddesi uyarınca onaylanarak tescil edilmek

üzere tapu dairesine gönderilmekte ve tapu daireleri ilgililerin muvafakatini

aramaksızın, sicilleri plânlara göre re’sen tanzim ve tesis etmektedirler.

Bu durum; ilgililer adına iki ayrı safhada iki ayrı tapu siciline tescil ve tapu

belgesi tanzimi olduğunu göstermektedir. İlk tapu siciline tescil, (yukarıda

açıklandığı üzere) kadastro çalışmaları neticesinde yapılmakta iken, ikinci

tapu siciline tescil 3194 sayılı Kanun’un 19’uncu maddesi uyarınca imar plânı

safhasından sonra gerçekleştirilmektedir.

Kadastro safhasında (A) Köyü’nün sokakları, Köy’ün bağ/bahçelere olan

yolları ile Köy’ün diğer yerleşim alanları ile olan yollarının “kadastral” yol

olarak tespit edilmişti.

İmar plânında; bu yolların bir kısmının, arz kullanım fonksiyonu konut

olarak belirlenen adalara; bir kısmının arz kullanım fonksiyonu sağlık ve eğitim

tesisi kullanım fonksiyonlu alana, bir kısmının arz kullanım fonksiyonu park

olarak belirlenen alana, bir kısmının arz kullanım fonksiyonu ticaret kullanım

fonksiyonlu alana, bir kısmının ise arz kullanım fonksiyonu değişik genişliklerde

araç geçişine uygun ana arter ve ara yollara tekâbül ettiğini kabul edelim.

Kadastral yolun, imar plânında arz kullanım fonksiyonu imar yoluna

tekâbül eden kısımlarının, imar yolu ile paralellik arz eden kısımları kapanmaz

iken; arz kullanım fonksiyonu konut, sağlık ve eğitim tesisi, park ve ticaret

alanlarına tekâbül eden kadastral yol kısımları ile imar yolları ile paralellik arz

etmeyen yol kısımları kapanmıştır.

İnceleme konusu olan Anayasa Mahkemesi’ne esas olayda, kapanan

kadastral yollar 3194 sayılı Kanun’un 18’inci maddesi uyarınca hazırlanan

parselasyon haritasında belediye adına arsa olarak ihdas edilmiş; Kanun’un

19’uncu maddesi uyarınca ise, arsa olarak ihdas edilen yollar belediye

tarafından belediyenin özel mülkü olarak tapuya tescil ettirilmiştir. Bu duruma

dayanak olarak ise, Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesi gösterilmiştir.

Bu noktada kapanan kadastral yolların Tapu Kanunu’nun 21’inci

260

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

maddesine istinaden arazi ve arsa düzenlemesi sonrasında belediye adına

(tapuya) tescil edilip edilemeyeceğinin açıklığa kavuşturulabilmesi için, Tapu

Kanunu’nun konuya ilişkin mevzuatının, tarihî seyri ile birlikte ele alınması

gerekmektedir.

4.5.1. Tapu Kanunu Çerçevesinde Konunun İncelenmesi

İnceleme konumuzda kapanan kadastral yolların arsa haline getirilip

belediye adına tapu siciline tescili işlemlerinin dayanağı, 2644 sayılı Tapu

Kanunu’nun 21’inci maddesi olarak gösterildiğinden; anılan maddenin,

imar plânları neticesinde kapanan kadastral yolların tesciline imkân tanıyıp

tanımadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Diğer bir deyişle, Tapu Kanunu’nda yer alan “Köy veya belediye namına

tescil olunacağı belirtilen kapanmış yollarla yol fazlaları” kavramının içine,

imar plânları ile kapanmış olan kadastral yolların dâhil olup olmadığının

açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesinde, “Köy ve belediye

sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlalarının köy veya belediye namına

tescil olunacağı” hükmüne yer verilmiştir.

2644 sayılı Tapu Kanunu 29.12.1934 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Maliye

Encümeni tarafından hazırlanan “Gayrimenkul Malların Tapu Sicillerine

Kaydına ve Teferruatına Dair Kanun Lâyihası”nda konu, Lâyiha’nın 23’üncü

maddesinde yer almıştır (Maliye Encümeninin Teklifi, 1934; 24). Maliye

Encümeni’nin hazırladığı Lâyiha’nın 23’üncü maddesinde, “Köy ve belediye ve

vilâyet hudutları dâhilinde bulunan kapalı yollarla yol fazlaları hakkında köy ve

belediye ve vilâyet kanunları mucibince tescil muamelesi icra olunur. Ancak

istimlâkten mütevellit yol fazlaları istimlâki yapan daireye aittir” hükmüne yer

verilmiş idi.

Maliye Encümeni’nin anılan teklifi, Adliye Encümeni tarafından

değiştirilerek, Kanun’un 21’inci maddesinde “Köy ve belediye sınırları içinde

kapanmış yollarla yol fazlaları köy veya belediye namına tescil olunur”

şeklinde konunun düzenlenmesi uygun görülmüştür (Adliye Encümeninin

‘Tapu Kanununu’ Değiştirişi, 1934; 23).

Peki, 29.12.1934 tarihinde yürürlüğe giren Tapu Kanunu’nda yer

261

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

alan “Köy ve belediye sınırları içinde kapanmış yolların köy veya belediye

adına tescil edilmesi”ne ilişkin düzenleme; “imar plânı ile kapanmış” olan

“kadastral” yolların, arazi ve arsa düzenlemesi aracılığı ile belediyeler adına

tapuya tesciline imkân vermekte midir?

Tapu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte, ne günümüzde mer’î olan

09.07.1987 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 3402 sayılı Kadastro Kanunu

yürürlüktedir; ne de imar plânları marifeti ile kadastral yolların kapanmasına

vesile olan 1984 tarihli 3194 sayılı İmar Kanunu yürürlüktedir.

1934 tarihli Tapu Kanunu’nun yayımlandığı tarihte (3402 sayılı Kanun ile

mülga olan) 15.12.1934 tarihinde kabul edilen ve 23.12.1934 tarihli Resmî

Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri

Kanunu yürürlüktedir. 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu’nun

45’inci maddesinde ise, “Bu kanunun nasıl tatbik edileceği bir nizamname ile

gösterilecektir” hükmü yer almaktadır.

Anılan hükme istinaden 05.12.1935 tarih ve 2/3642 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı ile Kadastro ve Tapu Tahriri Nizamnamesi17 kabul edilmiştir.

Nizamname’nin 27’nci maddesinde “Köy ve belediye sınırları içinde kapanmış

yollarla yol fazlaları köy veya belediye namına tescil olunur. Belediye Yapı

ve Yollar Kanununa bir madde ilâvesine dair olan 04.07.1934 tarihli ve 2555

numaralı Kanun hükümleri mahfuzdur” hükmüne yer verilmiştir.

Dikkat edileceği üzere, Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesi ile Kadastro

ve Tapu Tahriri Nizamnamesi’nin 27’nci maddesinin aynı hükümleri ihtiva

ettiği; her iki mevzuatta da “Köy ve belediye sınırları içinde kapanmış yollarla

yol fazlaları köy veya belediye namına tescil olunur” hükmüne yer verdiği

görülmektedir.

Öte yandan; Kadastro ve Tapu Tahriri Nizamnamesi’nin 27/2’nci

maddesinde, “Belediye Yapı ve Yollar Kanununa bir madde ilâvesine dair olan

04.07.1934 tarihli ve 2555 numaralı kanun hükümleri mahfuzdur” hükmü yer

almaktadır. 21.07.1933 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Belediye Yapı ve

Yollar Kanunu ise, dönemin İmar Kanunu’dur.

17 19.12.1935 tarih ve 3186 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

262

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

Anılan hükümlerden, köy ve belediye sınırları içinde kapanmış yollarla

yol fazlalarının köy veya belediye namına tescil olunacağı, ancak İmar

Kanunu hükümlerinin mahfuz olduğu; imar mevzuatına ilişkin uygulamada,

köy ve belediye sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlalarının köy veya

belediye namına tescil olunacağı hükmünün “uygulanamayacağı” sonucuna

varılmaktadır.

Ayrıca, 1934 tarihli 2644 sayılı Tapu Kanunu ve 2613 sayılı Kadastro

ve Tapu Tahriri Kanunu ile 1933 tarihli Belediye Yapı ve Yollar Kanunu’nun

(ve Kadastro ve Tapu Tahriri Nizamnamesi’nin) ilgili hükümleri mukayeseli

olarak incelendiğinde; Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesinde yer alan

“Köy ve belediye sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlaları köy veya

belediye namına tescil olunur” hükmü; imar plânları vesilesi ile kapanmış

olan “kadastral yolların” belediye adına tapuya tescil edilmesini değil; imar

plânlarından önceki safhalardan olan kadastro çalışmaları sırasında terk

edilen ve/veya bu çalışmalar esnasında kadastro haritalarının oluşturulması

sonucunda fiilen kapanmış olan yolların belediye (veya köy) adına tescil

edilmesini düzenlemektedir.

Diğer bir ifadeyle; Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesinde yer alan

düzenlemenin, imar plânının yürürlüğe girmesinden sonraki safhalarla bir

ilgisi bulunmamaktadır. İmar plânı safhasından önce bir yolun kapanması ile

imar plânı neticesinde bir “kadastral” yolun kapanması aynı durumu ifade

etmemektedir. Yukarıda arz edildiği üzere her yol, kadastral yol değildir. Örneğin

kadastro çalışmaları esnasında kapanan yol, alelâde yoldur; (maddî olaydaki)

imar plânları çalışmalarında kapanan yol ise kadastral yoldur18. Tapu Kanunu,

alelade yolun kapanması durumunda yahut imar plânı olmayan bölgelere

ilişkin tapuya tescili düzenlemektedir; imar plânları ile kapanan “kadastral”

nitelikteki yolların tapuya tescili Tapu Kanunu’nun kapsamı dâhilinde olmadığı

gibi; imar plânı kapsamında bulunan alanların arz kullanımın, İmar Kanunu’na

göre gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

18 Anayasa Mahkemesi kararına esas maddî olayda belediye adına tescil edilen yol, kadastral

yol vasfındaki yoldur. Bu nedenle burada, kadastrosu tamamlanmış alanlardaki arazi ve arsa

düzenlemesi bakımından konu açıklanmıştır. Kadastro görmemiş yerlerde yapılacak olan arazi ve arsa

düzenlemelerine ilişkin açıklamalar başka bir yazıda incelenmesi plânlanmaktadır.

263

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

Yukarıda açıklandığı üzere, ilgililer adına iki kez tapu belgesi tanzim

edilmektedir. İlk tapu belgesi kadastro işlemlerinden önce veya kadastro

işlemlerinin tamamlanması sonrasında tanzim edilmekte; ikinci tapu

belgesi ise İmar Kanunu’nun 18’inci maddesi uyarınca yapılan arazi ve

arsa düzenlemesinin aynı Kanun’un 19’uncu maddesine göre belediye

encümeni tarafından onaylanmasından sonra tanzim edilmektedir. İkinci

tapu belgelerinin tanzim edildiği safhada artık Tapu Kanunu hükümlerinin

uygulanması hukuken mümkün değildir, bu safhada İmar Kanunu hükümlerinin

uygulanması gerekmektedir. İmar Kanunu’nda ise, kapanan yolların ne şekilde

değerlendirileceği özel olarak düzenlenmiştir. Kaldı ki; İmar Kanunu’nda, Tapu

Kanunu’nun 21’inci maddesine yapılmış bir yollama (da) bulunmamaktadır.

SONUÇ

Anayasa Mahkemesi kararına esas maddî olayda, İmar Kanunu’nun

18’inci maddesi uyarınca arazi ve arsa düzenlemesi yapan belediye, kadastro

tespitleri neticesinde yol olarak belirlenen arz parçalarının imar plânı

kararları ile kapanan kısımlarını; İmar Kanunu’nun 19’uncu maddesi uyarınca

belediyenin özel malı olarak tapuya tescil ettirmiştir.

İdare Mahkemesi, tescile dayanak gösterilen Tapu Kanunu’nun 21’inci

maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürerek “2” numaralı alt başlıkta

yer alan karar ile maddenin iptali talebi ile Anayasa Mahkemesi’ne müracaat

etmiş; Anayasa Mahkemesi ise başvuruyu esastan inceleyerek, “3” numaralı

alt başlıkta yer alan karar ile anılan maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına

hükmetmiştir.

Yukarıdaki bölümlerde aktarıldığı üzere, kadastral yolların imar

plânları tarafından öngörülen arz kullanım fonksiyonlarına istinaden

kapanması durumunda, imar plânından sonra gerçekleştirilen arazi ve arsa

düzenlemesinde arsa olarak ihdas edilerek, kapanan kadastral yol parçalarının

Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesi uygulanmak suretiyle belediye adına (özel

mülkiyete tabi) arsa olarak tescil ettirilmesinin hukuken mümkün olmadığı

düşünülmektedir.

Çok genel bir ifadeyle uygulamada (imar parseli bulunan) bir alanda

264

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

kural olarak (taşınmazın el değiştirmediği varsayımıyla) ilgililer adına iki kez

tapu belgesi düzenlenmektedir. Kadastro ve imar plânı ve imar uygulaması

süreci;

1. Alanın kadastrosunun yapılması (kadastro haritaları aracılığı

ile kadastral parsellerin geometrik ve hukukî durumlarının

belirlenmesi),

2. Kadastrosu yapılan alanda taşınmazı bulunanlar adına tapu

belgelerinin düzenlenmesi,

3. Alanda İmar Kanunu uyarınca Nazım İmar Plânının yapılması,

4. Alanda İmar Kanunu uyarınca Uygulama İmar Plânının yapılması,

5. Alanda arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak imar parsellerinin

oluşturulması,

6. Arazi ve arsa düzenlemesi neticesinde, parselasyon haritalarının

Tapu Dairelerine gönderilmesi ve

7. Hazırlanan imar parsellerinine ilişkin tapu belgelerinin düzenlenmesi

ve imar parsellerinin tapu siciline tescili şeklinde gelişmektedir.

Görüldüğü üzere, yüzeysel olarak ifade edilen bu sürecin 1 ve 2

numaralı aşamaları, doğrudan Kadastro Kanunu ve Tapu Kanunu hükümleri

çerçevesinde yürütülmekte iken; sürecin 3 numaralı aşaması ile birlikte artık

Kadastro kanunu ve Tapu Kanunu hükümleri değil İmar Kanunu hükümleri

uygulanmaya başlamakta; kadastral yolların imar plânları ile kapanması

durumu, 3’üncü ve 4’üncü safhalarda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla,

Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesi uyarınca belediye adına tescil edilecek

olan kapanan kadastral yolların, imar plânları ile kapanan kadastral yollar

değil; imar plânları mevcut değil iken kapanan (örneğin kadastro tespitleri

esnasında kapanan; kadastro haritasının hazırlanması sonucu, bir dönem yol

olarak kullanılmakta iken, yol olarak kullanılan zeminin gerçek veya tüzel bir

kişi adına tespit ve tescili neticesinde, yolun kapanması durumuna istinaden

kapanan) yol kısmının belediye adına tescilini içermektedir.

Sürecin 6’ncı ve 7’nci aşamalarındaki tesciller Tapu Kanunu hükümlerine

göre değil, İmar Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır. Bu itibarla imar

plânları ile öngörülen arz kullanım fonksiyonlarına istinaden kadastral yolların

265

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

kapanması durumunda 3194 sayılı Kanun hükümlerine göre hareket edilmesi

gerektiği düşünülmektedir19.

Dolayısıyla yukarıda aktarılan olayda, İdare Mahkemesi’nin arazi ve

arsa düzenlemesinde uygulanamayacak olan bir kanun hükmünü Anayasa

Mahkemesi’ne taşımamasının daha yerinde olacağı; zirâ başka hukuka

aykırılık nedenleri varsa, o nedenlerle birlikte, başka hukuka aykırılık

nedeni yoksa, kadastral yolların arazi ve arsa düzenlemesi neticesinde

Tapu Kanunu’nun 21’inci maddesi uygulanmak sureti ile idare adına tescil

edilemeyeceği nedeniyle İdare Mahkemesi tarafından dava konusu işlemin

(belediye encümen kararının) iptaline karar verilmesinin uygun olacağı

değerlendirilmektedir.

Öte yandan; Anayasa Mahkemesi’nin ise işin esasına girmeden

bir karar vermesinin, olay bakımından daha uygun bir karar olacağı

değerlendirilmektedir. Şöyle ki; Mahkemelerin bakmakta oldukları davalarda

uygulayacakları kanunun Anayasa’ya aykırılığı sorunu ile karşılaştıklarında,

önce bu sorunu çözmek zorunda kalmaları durumu, itiraz yolunun ortaya

çıkmasına yol açmıştır (Aydın, 2007; 24). Somut norm denetimi olarak da

adlandırılan itiraz yolu; bir “Mahkeme”de görülmekte olan bir “Dava”nın

karara bağlanmasının, o davada kullanılacak hukuk normunun anayasaya

uygun olup olmamasına bağlı olması halinde yapılan anayasaya uygunluk

denetimi olarak tanımlanmaktadır (Özbudun, 2005; 397).

Anayasa’nın 152’nci maddesine göre somut norm denetiminin ilk koşulu,

bir “Mahkeme”de görülmekte olan bir “Dava”nın bulunmasıdır (Bilgin, 1988;

353). Bu şarta ilâveten mahkemenin davayı görmekte görevli ve yetkili olması

gerekmektedir. Ayrıca, Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülen normun, o davada

uygulanacak bir norm olması gerekmektedir (Bilgin, 1988; 359). Dolayısıyla

şayet Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülen norm, o davada uygulanacak bir

kural değil ise Anayasa Mahkemesi’nin, mahkemenin yetkisizliği nedeniyle

(işin esasına girmeden) başvuruyu reddetmesi gerekmektedir20.

19 İmar plânları ile kapanan kadastral yolların ne şekilde değerlendirileceği konusu, dergi tarafından

getirilen makale boyutu sınırlarının aşılmasına neden olacağından; bu konu bir sonraki yazıda

incelenecektir.

20 Anayasa Mahkemesi’nin 03.10.2013 tarih ve E: 2013/109, sayılı kararı. Anayasa Mahkemesi’nin

07.01.2004 tarih ve E: 2003/111, K: 2004/1 sayılı kararı.

266

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

3194 sayılı Kanun’un 18’inci ve 19’uncu maddesinden kaynaklı olan

uyuşmazlıkta ise (yukarıda arz edildiği üzere), Tapu Kanunu’nun 21’inci

maddesinin uygulanması hukuken mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle,

Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülen Tapu Kanunu’nu hükmü, Sakarya

1’inci İdare Mahkemesi’nin E: 2010/464 sayılı dosyasında görülen davanın

esası olan arazi ve arsa düzenlemesinde uygulanacak bir norm değildir. Bu

itibarla esasında yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne müracaatına

gerek olmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi’nin (de) yerel mahkemenin

yetkisizliği nedeniyle (işin esasına girmeden) başvuruyu reddetmesinin, farklı

yorumlara sebebiyet vermeme bakımından tercihe şayan kararlar olacağı

değerlendirilmektedir.

Öte yandan; Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararında “bu hüküm

gereğince plân değişikliği ya da benzeri nedenlerle bir yolun kapanması ya

da bazı bölümlerinin yol olmaktan çıkarılması durumunda bu şekilde açığa

çıkan taşınmazların belediye ya da köy sınırları içinde bulunması halinde, bu

tüzelkişilikler adına tescil edilmesi gerektiği” yönünde bir tespitle konunun

incelenmeye başlandığı görülmektedir. Ancak maddî olay ile Anayasa

Mahkemesi’nin söz konusu tespiti mukayeseli olarak incelendiğinde,

Yüksek Mahkeme’nin imar plânı ile kapanan kadastral yolların ne şekilde

değerlendirileceği hususunda tereddüte mahal verecek şekilde konuyu

incelediği kanaati hâsıl olmaktadır.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu esastan incelemesi ve Tapu

Kanunu’nun 21’inci maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmetmesi,

yoldan ihdas olarak isimlendirilen imar plânları ile kapanan kadastral yolların

arazi ve arsa düzenlemesi neticesinde belediyeler adına tapuya tescil edileceği

anlamını ihtiva etmemektedir. Zira bir kanun maddesinin Anayasa’ya aykırı

olmaması başka bir durum, o kanun maddesinin İmar Kanunu’na ilişkin bir

işlemde uygulanması başka bir durumdur. Ancak yayının kelime sınırlamasına

istinaden bu konunun ikinci yazıda incelenmesi uygun görülmüştür.

267

Tapu Kanunu Bağl amında İmar Uy gulamalarında Kapanan Kadastr al Yollar

K AY N A K Ç A

Akipek J. (1972). Türk Eşya Hukuku (Aynî Haklar) – Birinci Kitap (Zilyetlik ve Tapu Sicili), Ankara

Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara.

Aydın, M. (2007). “Mahkemelerde Taraflarca İleri Sürülen Anayasa’ya Aykırılık İddialarının Ciddîliği”,

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı 3, C. 62.

Başpınar, V. (2008). “Elektronik Tapu Sicili Düzenlenirken, Tapu Sicilinin Aleniyeti ve Diğer Alanlarla

İlgili Alınması Gereken Tedbirler”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 57, Sayı 3.

Bilgin, Ç. (1988). “Türk Anayasa Yargısında Somut Norm Denetimi Yolu”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi,

Sayı 3.

Biltekin Ayhan, “Kadastro Davaları ve Yargıtay İçtihatları”, (erişim tarihi 10 Ekim 2012)

(www.yargitay.gov.tr/abproje/belge/sunum/.../ABiltekin_Kadastro.pdf).

Erdoğan B. (2005). Genel Kadastro - Orman Kadastrosu İlişkilerinin Hukuksal Açıdan İncelenmesi,

İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

Erkan H. (2011). Kadastro Bilgisi, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Yayınları, Ankara.

Ersoy Melih, “İmar Plânı Uygulamalarında Düzenleme İşlemi”, (erişim tarihi 10 Ağustos 2013)

(http://www.melihersoy.com/wp-content/uploads/2012/04/%C4%B0mar-Plan%C4%B1-

Uygulamalar%C4%B1nda-D%C3%BCzenleme-%C4%B0%C5%9FlemiA.24.pdf).

Güneş, Y. (2009). “Orman Kadastrosunda Vasıf ve Mülkiyet Tayini ve Uygulamadan Kaynaklanan

Hatalar”, II. Ormancılıkta Sosyo-Ekonomik Sorunlar Kongresi Bildiriler Kitabı, Süleyman Demirel

Üniversitesi Orman Fakültesi Yayınları, Isparta.

Kazan M. (2012). Yargıtay Kararları Işığında Taşınmaz Hukukundan Doğan Hazine Davaları, Maliye

Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Yayınları, Ankara.

Keskin Ömer, İkiler İsmail, “Kadastronun Tanımı”, (erişim tarihi 11 Mart 2012)

(http://web.ogm.gov.tr/birimler/merkez/teftis/Dokumanlar/2011-kadastro.pdf).

Oğuzman M. K., Seliçi Ö. (2002). Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul.

Osmanağaoğlu S. Özlem, “Köyde Kamu Malları Üzerine”, (erişim tarihi 25 Mayıs 2013)

(http://www.tapu-kadastro.net/index.php/makaleler-2/diger-tapu-kadastro-2/160-koeyde-kamumallari-

uezerine-soezlem-osmanagaoglu).

Özer Fatih, “Yoldan Oluşturma (Yoldan İhdas) ve DOP”; (erişim tarihi 01 Haziran 2013)

(http://emektd.com.tr/Images/Uploads/Files/2703130931_yoldanolusturmaihdasvedop.pdf).

Özbudun E. (2005). Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara.

Reisoğlu S. (1980). Türk Eşya Hukuku – C. I, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları,

Ankara.

Sirmen L. (1975). Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Zararlardan Devlet’in Sorumluluğu, Ankara

Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara.

268

Türk İdare Dergisi / Sayı 477

Turan Hüseyin. “Kadastro Davalarının Kadastro Kanunu’ndan Kaynaklanan Uzamasının Nedenleri ve

Bir Öneri”, (erişim tarihi 10 Ekim 2012)

(http://www.nevsehir.adalet.gov.tr/MAKALALER/kadasro%20davalar%C4%B1n%C4%B1n%20

uzamas%C4%B1n%C4%B1n%20nedenleri.pdf).

(1934). “Adliye Encümeninin (Tapu Kanunu’nu) Değiştirişi”, TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 4, İçtima 4,

C. 25, Ankara.

(1934). “Maliye Encümeninin Teklifi”, TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 4, İçtima 4, C. 25, Ankara.

(2011). Taşınmaz Malların Hukukî Durumlarının Kesinleşmesi; Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara.

(2011). Tapu Sicil Kütükleri, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara.

“Tapu”; (erişim tarihi 13 Mart 2012) (http://tdkterim.gov.tr/bts/).

“Yunak”; (erişim tarihi 25 Mayıs 2013)

( h t t p : / / w w w. t d k . g o v. t r / i n d e x . p h p ? o p t i o n = c o m _ b t s & a r a m a = ke l i m e & g u i d = T D K .

GTS.51a1b4275adf28.76177931).

UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) Mevzuat Programı

www.anayasa.gov.tr

www.kararevi.com

www.kararara.com

www.resmigazete.gov.tr

www.tbmm.gov.tr

www.yargitay.gov.tr__